Özgürlüğünden mahrum yaşayan her kişi için, geri kalan hepimiz suçluyuz.
Lillian Hellman

ALEVİLİK İLE İSLAMİYET İLİŞKİSİ

Makale İçeriği
ALEVİLİK İLE İSLAMİYET İLİŞKİSİ
Alevilik Gerçeğini Nerden Öğrenebiliriz?
Başat Sorun: Ali’nin Anlamı
Alevi Teolojisinin Öz İlkesi: Varlık Birliği
Tanrı İnsan İlişkisinin Niteliksel Değişimi
Aleviliğin Mitolojik Temeli ve İslam
Sonuç
Tüm Sayfalar

4/7/2005
Genç Aleviler Harekatı sitesinden
ERDOĞAN AYDIN

ALEVİLİK İLE İSLAMİYET İLİŞKİSİ

Alevilerin günümüzde en çok tartışılan sorunu, Aleviliğin İslamiyet karşısındaki konumunun, İslamiyet'le olan ilişkisinin ne olduğudur. Bu konuda getirilen açılımların birbirleriyle sergilediği zıtlık ve giderek Alevi camianın bu tartışma etrafında yaşadığı bölünme, dahası düşmanlaşma, sorunun önemini daha da arttırmıştır. Söz konusu ayrışma, aynı zamanda tarafların devlet, milliyetçilik, laiklik, demokrasi, siyaset ve uluslararası konulardaki duruşlarını da belirleyen bir anlam taşıyor. Bu anlamda sorun sadece teolojik ve akademik bir araştırma konusu değil, aynı zamanda politik bir sorundur. Bu ise sorunun aydınlatılmasının önemini daha da arttırıyor.

Kuşkusuz inanç alanının salt olgular temelinde aydınlatılması her zaman mümkün değil; çünkü inanç alanı bilim dünyasının içsel mantığından temel ayrımla, duyum, koşulanım ve çıkarlarla belirlenen bir alandır. Dolayısıyla en sağlam kanıtların ortaya konulması halinde bile, siyasal, sosyal, sınıfsal ve psikolojik nedenlerle belirlenen ayrışmaların önünü almak mümkün olamayabiliyor. Modernleşme koşullarında ise bu bölünme ve yeniden saflaşmalar daha da kaçınılmaz hale geliyor; çünkü bizzat o inançları ortaya çıkaran ve onlarla örtüşen maddi koşullarda değişim olmuştur.

Geçmiş koşullarda belirlenmiş belli bir inanç kökeninden gelen insanların, günümüzün, modernleşmeyle birlikte farklılaşan sorunları temelinde yeniden saflaşması ve bunun sonucu tarihe ve inanca bu farklılaşan pencerelerden yaklaşması da kaçınılmaz. Bununla birlikte sorunların, bu özgülde Aleviliğin gerçekte ne olup olmadığı sorusunun bütünüyle belirsizleştiği düşünülmemeli. Aksine bu özgülde de sorunun olabildiğince belirgin kılınması, amiyane tabirle sap ile samanın birbirinden ayrılması mümkün. Dahası işin içine giren tahrifat ve demagojilerin, modern dönemin koşulları gereği çok daha ince ve egemen çıkarlarca biçimlenmesi de, sorunun aydınlatılmasını daha da önemli kılar. Çünkü tarihsel Alevi önderlerinin, yaşadıkları çıplak zor nedeniyle başvurmak zorunda kaldığı takiyyenin, günümüzde bize “hakikat” diye sunulmaya çalışıldığı koşullarda yaşıyoruz.

Özetle tarihsel bir olgu olan Aleviliğin İslamiyet karşısındaki konumunu belirginleştirmek, günümüz koşullarında hem mümkün hem de yaşamsal bir sorun özelliği kazanmıştır. Bu noktada tayin edici öğe, Aleviliğin hangi tarihsel koşulların ürünü ve nasıl bir teolojiye sahip olduğu yanı sıra, Onu esas olarak hangi kaynaklardan öğreneceğimiz sorunudur. Sorun bu bilimsel temelde incelendiğinde, hem Aleviliğin ne olup olmadığını aydınlatmak hem de İslamcılığın artan etkisinin ve Osmanlıyı takiben Cumhuriyet’in de halka kimlik dayatma politikasının Alevilikte yarattığı tahribatı açığa çıkarmak kolaylaşır.

Kuşkusuz temel özdeyişlerinden birinde de belirtildiği gibi Alevilikte “yol bir sürek bin bir”dir. Bu durum Onun, hem demokrasi ve çoğulculukla uyumunu hem de inanırlarına dogmatizmden uzak farklılaşan yorumlar geliştirme özgürlüğü sunan niteliğini gösterir. Yani Onun “bir olmak diri olmak” şeklindeki bir diğer özdeyişi, tekçi/tevhitçi totaliterizmden uzak bir anlam taşır. Kuşkusuz sürek’i de tekleştiren ve dogmalaştıran Sünni ve Şii ortodoksi bile, değişen hayat ve farklı çıkarların kaçınılmaz sonucu binlerce mezhep, hizip, tarikat ve cemaate bölünmekten kurtulamayacaktı; ancak bunlar, Alevilikten temel ayrımla farklı sürek’leri meşru kabul etmeyen, kendi içlerinden çıkan farklılıkları “sapkın”, “Rafızi”, vb. ifadelerle dışlayıp, güçleri yetiyorsa kılıç zoruyla tasfiye eden bir zihniyete sahiptirler. Buna karşılık Alevilik, hem içinde hem de dışında gelişen farklılıkları meşru gören bir felsefeye sahiptir. Bununla birlikte Onun her kalıba girebilen ilkesiz, özsüz bir anlayış olduğu düşünülmemelidir. Bu noktada öncelikle belirtilmelidir ki, 12 İmamcı yapısına rağmen Şiilik, Alevilik denen bu yolun içinde değil, tamamen dışında bir yoldur. Anadolu Aleviliğinin, “bin bir” süreğe ve zaman içinde bağdaşmacı bir şekilde yeni öğeleri içine alarak gelişmesine rağmen, “yolunu” belirleyen, başta Şiilik olmak üzere diğer inançlardan farklılaştıran ve üstelik tüm iç esnekliğine rağmen oldukça net olan bir özü bulunmaktadır.

Peki ama onun bu özünü belirleyen nedir? Bu öz, tanrı, insan, inanç ve toplum tasarımlarında kendini ortaya koyacaktır. Bu bildirinin amacı da, işte bu yolu/özü, her türden istismara karşı belirginleştirmeye çalışmaktır. Bunun için ihtiyacımız olan şey ise, onun asli ve öncelikli kaynak ve dayanaklarını nerede arayacağımız sorununda düğümlenmektedir. Bu bildiri, Aleviliğin teolojisi ve tarihsel şekillenmesi ışığında onun özünü/yolunu belirginleştirmede başvurulacak öncelikli kaynakların, Alevi ozanların deyişleri, yaşam tarzları, tarihsel misyonları olduğu düşüncesindedir. Bu yazıda seçilen yol da, işte bunu anımsatmak ve gerekçelendirmek olacaktır.

Kuşkusuz Alevilik gibi bin yılı aşkın bir tarihsel, teolojik şekillenmeyi böylesi sınırlı bir bildiride bütün ayrıntılarıyla irdelemek olanaksız. Ancak bu bildiri, sapla samanı birbirinden ayırmayı sağlayabilirse, zaten misyonunu yerine getirmiş olacaktır; ki bütün iddiası da bundan ibarettir.

Özetle bu bildirinin amacı, yolun/özün ne olduğunu yeniden anımsatmaktır; ki Alevi inanç önderlerinin deyişleri aracılığıyla bunun büyük bir açıklıkla yapılabileceği iddiasındadır. Bundan ötesi, yani bin yıllık tarihte nasıl yol alındığı, hangi etnisite ve coğrafyaların kültürlerinden etkilendiği gibi, üzerinde uzun araştırmalar yapılıp uzun kitaplar yazılması gereken ayrıntıları ise başka çalışmalara ve başka araştırmacılara bırakmaktadır.